Gül Kokulum (s.a.v.)

5/6/2009 - Kime Emanet?

Kategori: Siir

 

Hak Nebi'nin dilinde nifak sayılırmış emanete hıyanet
Tohum toprağa, yavru yuvaya, yuva anaya emanet
Toprak suya, su buluta emanet
Yusuf kuyuya, Mısır Yusuf'a emanet

Hak Nebi mağaraya, Medine Hak Nebiye emanet
İbrahim ateşe, İsmail bıçağa emanet
Ne bıçak, ne ateş, ne kuyu, ne de mağara etmedi ihanet
Asrın İbrahimleri sana emanet

Arkadaş! Gel sen de bir kor gibi yak sineni
Çünkü hepsi Allah'a emanet
İçine doğru derinleş; dibi görünmeyen bir kuyu gibi ol
Sakla Yusufları koynunda; Yusuflar sana emanet

Mağarada yılan olma; güvercin gibi vefalı,

örümcek gibi tehlikelere perdedâr ol
Mağara gibi al Muhammedleri, al yedi genci, al bütün gençliği
Hz. Sümeyra Hak Nebiyi evlatlarına emanet etti
"Sakın O'na bir şey olursa eve dönmeyin" dedi.

Emanete sahip çıkamayacaklarını anlayınca vazgeçtiler eve dönmekten
Evlerinden çıkamayanlar neyin emanetçisi acaba?
Bilecik istasyonunda yaşlı ana oğlunu cepheye uğurlarken ona:

"Oğlum babanı Dimetoka'da, dayını Şıbka'da, ağabeylerini Çanakkale'de kaybettim
Sen benim son yongamsın, sen de dönmezsen ben Allah'a emanet"diyordu
Ve ilave ediyordu: "Git! Sen de git! Minareler ezansız, camiler Kur'ansız kalacaksa sende git
Ezan, Kur'an, Vatan kime emanet?
Galiçyada, Şıbkada, Dimetokada kalanların evlatları kime emanet?

Ben sağ dönseydim "Uğrunda öldüğüm Kur'anı, canımdan çok sevdiğim islamı
Yavruma öğretirdim"diyen
Fakat şimdi mâbet yüzü görmeyen bu şehit evlatları kime emanet?
Cafer-i Tayyar şehit olmuştu. Hak Nebi geldi, yetimlerin başını okşadı ve ağladı
Baş okşayan kim, bu gözyaşı kime emanet?
Cephede kanlar içinde son anlarını yaşarken, vücudundan kanlı kurşunu çıkartıp:

"Arkadaşım Memiş! Şunu al oğluma emanet et. Ben yaşadığım sürece vazifemi yaptım
İnandığım mukaddesler uğruna can veriyorum, senden de bunun hakkını vermeni istiyorum dediğimi ilet."

Bu mukaddes kurşun kime emanet?
Sütçü İmamsın; iki bacımızın yaşmağını aldılar diye Maraş'ı kana buladın
Senin şuurun kime yaşmak kime emanet?
Şâir Hz. Amine'ye: "Ey Ebvada yatan ölü, bahçende açtı dünyanın en güzel gülü" derken
Bahçe kime, gül kime emanet?
Bilaller, dem tutan bülbüller nerede?

Arkadaş;
Gül de bülbül de, bağ da bahçıvan da, bıçak altında ki İsmailler, ateşte İbrahimler
Kuyuda Yusuflar, şu gerideki isimsiz kümbet, şu ilerde ki ıssız mâbet

UNUTMA HEPSİ SANA EMANET

 

UNUTMA HEPSİ SANA EMANET

 

UNUTMA HEPSİ SANA EMANET

 

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

5/6/2009 - Siyah Gözlerine Beni de Götür...

Kategori: Siir




Daha dokunmadan kurudu irem
Çöllere bir türlü yağamıyorum
Yeni bir koşunun başlangıcında
Biraz deprem sonrası
Biraz şehir hülyası
Bir kalp yangınından geriye kalan
Siyah gözlerine beni de götür
Artık bu yerlere sığamıyorum.

Pembe uçurtmalar yolladığından beri
Sarardı tiryaki menekşeleri
Sonbaharın tozlu kafeslerinde
Sevgi turnaları yakalıyorum
Turnalar gidiyor; ben kalıyorum
Avareyim, asudeyim, yorgunum
Bilmiyorum neden sana vurgunum
Erzurum garında banklar üstünde
Uyku tutmuyor karanlıkları
Yitik düşlerimi kovalıyorum
Gölgeler gidiyor; ben kalıyorum.

Binbir türlü kokuyorsa yaylalar
Siyah gözlerine beni de götür
Baharın koynundan koparıp sana
İpek bir mendile sardığım yüreğimle
Şehzade gülleri gönderiyorum
Umutlar kalıyor; ben gidiyorum.

Bütün yelkenlileri, deniz fenerlerini
Kaptanları sorgulayan
Yanından geçen küheylanların
Korku tufanına yakalandığı
Siyah gözlerine beni de götür
Güneş ülkesinden gelen yiğitler
Benzeri olmayan bir dünya kursun
Cellat, ayrılığın boynunu vursun.

Usul usul intizarı çürüten
Bu hercai diken, bu çılgın arzu
Sürüklüyor imkansız muştuların
Eşiğine gönül vadilerini
Bir ağaçtan düşen yapraklar gibi
Düşüyorum tanyerine
Ya topla yaralı kırlangıçları
Ya da bu vefasız şarkıyı bitir
Özgürlüğe giden tutsaklar gibi
Siyah gözlerine beni de götür.

 

Nurullah Genç

 

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

24/4/2009 - Sen ki Yanık Sevdamsın Benim.

Kategori: Makale




Sen ki yanık sevdamsın benim...

Sen yaralı serçemdin benim. Yüreğime kondun, bense söz eyleyip dilimden uçuramadım seni ya Resûlallah!

Kalbim seninle tanıdı sevdayı, bense kırmızı bir gül verip canana, tanıtamadım seni ya Resûlallah!

Ruhum sensiz kördü, karanlıktı. Sen, gören gözü idin ruhumun. Bense nefs gözlüğümü çıkarıp, gözümün ta içine bakanlara gösteremedim seni ya Resûlallah!

Sen ıslah ettin yüreğimi, huzuru oldun kalbimin. Bense nice sıkıntılı dostlarıma, yüreğimdeki senden bir buket sunup, huzur veremedim ya Resûlallah!

Sen solmasını istemediğim çiçeğiydin ruhumun, bense sünnetullah deryasından bir bardak su dökemedim sana ya Resûlallah!

Sen ziyafet verdin gönlüme, bense hadis sofrasına oturup lezzetini tadamadım ya Resûlallah!

Sen dertlerime ilâçtın, dermandın yaralarıma. Bense gözyaşlarımı su eyleyip içemedim seni ya Resûlallah!

Sen ki ahlâk merdiveninin zirvesindeydin. Bense terbiye çarığını giyip, huzuruna çıkamadım ya Resûlallah!

Sen bir hoşgörü pınarıydın, usulca aktın kalbimin derinliklerine. Bense içerine girip, günah kirlerimi yumamadım ya Resûlallah!

Sen ki yanık sevdamdın benim. Seni göremeyişin, göremeyecek oluşun ümitsizliği ateş olup yaktı beni. Bense Rahman'dan bir damla rahmet dilenip, bu ateşi söndüremedim ya Resûlallah!

Sen olmasan yoktu yüreğim, sen ki her şeydin benim için. Bense hiçbir şeyliğimi bilip, her daim boynumu bükemedim ya Resûlallah!

Yaşanılmaya en lâyık aşk sende idi, görülesi göz, duyulası söz sende. Bense Asr’ı Saadet'e benzemeyen şu ömrümde, seni bulamadım ya Resûlallah! ...

 

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

9/4/2009 - Ölümle Geldim

Kategori: Makale



Ya Rab!..

Kapına geldim, ölümle geldim… Eli boş, kalbi kara, yüzü kara geldim.

Dünya avuttu beni, oyaladı, eğlendirdi. Türlü ziynetiyle kendine çekti. Ben de daldım ona, unuttum seni, unuttum kendimi, unuttum öleceğimi…

Ama bak şimdi ölüm geldi, buldu beni…

Kimse etmedi bana, kendimin ettiğini… Ben kimseyi değil, ancak kendimi kandırdım. Şeytana uydum, nefsime kandım. “Ebedî yaşayacaksın!..” diye kendimi inandırdım. Yarına dâir ne planlar yaptım, ne hülyalara daldım.

Ancak bir akşam, güneş kızıl eteklerini daha toplamamıştı ki, çalındı kapım…

Oysa daha yapacak ne çok işim vardı, tadacak ne kadar lezzet, gezecek ne çok yer, toplayacak ne kadar güzellik vardı.

Elimde neler vardı, neler… Ama hiçbiri yetmezdi. Gözüm hep başkalarınınkine kayar dururdu.

Lâkin gözüm şimdi kendi yaptıklarına sâbitlendi.

Meğer ne kadar az iyilik yapmışım, ne kadar da az başkalarını düşünmüşüm. Hayatımı ne kadar da gafletle geçirmişim. Gençliğimi, zindeliğimi, gücümü, kuvvetimi, aklımı, zekâmı ne kadar da boş yere heder etmişim.

Artık nâfile… Geçen geçiyor, giden dönmüyor.

Pişman olasım geliyor, ama artık o da nâfile… Ölüm geldi, hayat bitti. Son perde indi ve gerçek hayat başladı. Benim yazdığım, kurgusunu yaptığım, sahneye koyduğum ve şimdi izleyeceğim hayat!..

“Keşke”si olmayan, gizlisi olmayan, dönüşü olmayan, müsveddesi olmayan hayat!..

Kapına geldim, ölümle geldim… Öldüm de geldim. Eli boş, kalbi kara, yüzü kara geldim.

Affına geldim, lütfuna geldim, sana geldim;

Yâ Rab!..


FATMA NUR CİHAN


Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

7/4/2009 - Miraç

Kategori: Siir





Yine diller deme geldi şükranla bu gece,

Esti bâd-ı saba revh u reyhânla bu gece!

 

Bu gece gelip öteden lütûflar ulaştı,

Ve coştu gönüller feyz-i Yezdân’la bu gece.

 

Çaktı yine cânân elinden bir berk-i hâtif,

Bir lâhzada oldu pinhânlar ayân bu gece.

 

Hicrânla yanıp inleyen sînelere birden,

Yetişti ol ulu dîvandan dermân bu gece.

 

Dil kesildi zerrât, varlık bir muhteşem kitap,

Duyuldu her yanda bir başka beyân bu gece.

 

Sığındık öbek öbek dergâhına dildârın,

Geldi mücrimlerin affına ferman bu gece.

 

Cem oldu bütün rûy-i siyah ne kadar varsa,

İndi ruhlarına Rahmet-i Rahmân bu gece.


     M. Fethullah Gülen


Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Ne hâlimi arz etmeye cüret edebiliyorum, Ne de feryat etmeye takatım var. Ne vuslat umudu için gayrete geliyorum, Ne de ayrılığa güç yetirebiliyorum.

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv